Dil Karışıklığı: Bir Aborijin Efsanesi

Kule thou oo (uzun zaman önce), güneş sayısız kere doğup yükselirken denizin ve karanın üzerinde parladı, Hayvan, Kuş, Sürüngen ve Böceklere hayat ve enerji dağıttı; izsiz gökteki yolculuğuna Tolkami‘ye (gizemli batı) doğru devam ederken tek bir düş kırıklığı ya da üzüntü bulutu bile yoktu, sonsuz bir gün ışığı vardı. Evren gülümsedi. Hayvan, Kuş, Sürüngen ve Böcek tek bir ortak dille birleşmişti.”

Aborijin Efsaneleri, David Unaipon

Böyle başlıyor dil karışıklığı masalı, iyimser, parlak, bol ışıklı. Bunca huzur, hızını alamayıp devam ediyor; öğreniyoruz ki tüm bu canlılar yılda bir kez toplanıp büyük şenlikler düzenler, düğünler, bayramlar yaparlarmış.

Efsaneler, masallar ve mitler amaçsız, özü sadece keyif ve estetik haz içeren metinler değildir; elbette bu huzurlu döngünün bir şey ya da birileri tarafından sekteye uğratılması şaşırtıcı olmayacaktır.

Bu seferki toplanmada soyların tamamını etkileyebilecek bir mesele ele alınmıştı; bazıları, türler arası evlilikler yapılabileceğini öne sürerken, kimileri buna tamamen ve şiddetle karşı çıktı. Bu ayrışma sonunda Kurbağa, Kaplumbağa ve Karga kabileleri diğer tüm halklara karşı durup olumsuz tarafı oluşturdu.

Diğerleri, karşı taraftaki Karga’nın kurnaz ve büyük bir muhalif olduğunun bilincinde, çeşitli manevralar düşündü çare olarak. Dingo, Tontick nub bie‘nin (Kaplumbağa) ağzını aradı, bu fayda etmeyince kurbağayı denediler, ne var ki ikisi de ağzından laf kaçırmadı.

Plandan haberdar olamayanlar, çeşitli silahlar kuşanmaya giderken kurbağa, kaplumbağa ve karga bir tepede buluştu. Uzlaştıkları fikir şuydu: Eğer yeterince acıkır ve öfkelenirlerse bu saçma fikirden cayarlardı.

Bütün kabilelerin sevdiği üç şey vardı. Birincisi, Karga, çok iyi bir yerli müzik bestecisi, aktif bir dansçı ve usta bir taklitçiydi. Kurbağa, Karga’dan da iyi bir dansçı, aynı zamanda da ressamdı; bedenine çizdiği desenler renkleri açısından eşsizdi; ayrıca, kilometrelerce uzaktan duyulan çok iyi bir bas sese sahipti ve hepsinden önemlisi bir vantrologdu. Kaplumbağa’da ise ne ses ne çeviklik vardı.”

Aborijin Efsaneleri, David Unaipon

Burada araya girerek mitlerde özellikle hayranlık uyandırıcı bulduğum bir noktanın altını çizmek istiyorum. Hayvanlara ve doğaya ait özelliklerin anlama bürünmesi, neredeyse anlamları bir vestiyerden alıp üzerlerine geçirivermeleri büyüleyici bir özellik. Hatta bazı efsane ve mitlerde kötü, zararlı, tehlikeli, çirkin bildiğimiz canlıların hikayesi ele alınırken önce bu izlenimlerin tam tersi durumlar yaratılır; yarasa büyüleyici güzelliktedir, yılanlar şifa verir, jaguar insana yardım eder ve ona yırtıcı doğasının getirdiği içgüdülerle saldırmak bir yana, evine alır ve korur. Bizlere verilen birer ders vardır bu zıtlıklarda, başımıza gelen şeylerin bizi nasıl değiştirdiği, insanın en eski ikilemi ele alınır: iyi ve kötü.

Üçlünün artık bir planları vardır, herkese Kaplumbağa’nın Kanguru gibi dans edeceği duyurulur. Bizim sıkıcı, vasat kaplumbağadan kim bekler böyle şeyi? Herkes heyecanlanır, gösteri başlar. Fakat kaplumbağa, karga ve kurbağanın dışında kimsenin bilmediği şey, dans edenin aslında sırtında bir ağaç tabak, göğsünde bir zırhla, kılık değiştirmiş kurbağa olduğudur. Böylece ilk gösteri tamamlanır.

İkinci gösterinin haberi gecikmemiştir, bu kez Kuğu’nun şarkısını söyleyecektir bizim kaplumbağa. Yine bilinmeyen şey, vantrolog Kurbağa’nın bütün işi hallettiğidir.

Buraya kadar pek bir şey yok gibi öyle değil mi? Fakat üç gün üç gece süren gösteriler sonrası dördüncü gün gelip çattığında halklar açlıktan bitkin düşer. Kanguru, ağları alın ve balık getirin deyince Pelikan yola koyulur. Geri döndüğünde balıkları paylaştırma işi oybirliği ile Karga’ya verilir. Karga, balık tutulan yerin yakınında pişirmenin kabile geleneklerine aykırı olduğunu öne sürer ve ekler: “Fakat bunlar yeterli değil, şu ötedeki koydan biraz daha balık getirin.”

Pelikan geri döner ve yine benzer bir sahne yaşanır, Karga yine günlerdir aç bekleyen kabileleri biraz daha öteye gitmeye zorlar ve sabırlarını taşırır. Korkunç bir kaos başlar, birbirleriyle evlilik kurmayı düşünen kabileler bile birbirlerine hakaretler eder, mızraklar havada uçuşur.

Tartışmalar büyür, uzar ve bulundukları yere korkunç bir gürültü hakim olur. Tüm bunların arasında uzlaşma sağlamaya çalışan, ricalarda bulunan tek tür Çenk Kuşu’dur. Kimse onu dinlemez. İşte bu yüzden diğer tüm kabileler kendilerine birer dil edinir ve artık birbirlerini anlamaz olurlar ve yine bu olanlar yüzünden bir tek Çenk Kuşu diğer herkesin sesini taklit edebilir.

“Yeah, I was a frog and now I am a song…”

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.