Her Telden Underrated Tuesday

Bu hafta birbirinden tarz olarak biraz uzak 3 şarkıyla Underrated Tuesday geleneğine devam ediyoruz. Keyifli dinlemeler…

The End

The End, The Beta Machine’in en bilinen şarkısı aslında; ancak grupla tanışmama vesile olan şarkı da bu olduğundan grubu ilk kez dinleyecekler için uygun bir seçenek olduğunu düşünüyorum.

Şarkı hakkında söyleyebileceğim ilk şey, başta sizi hem biraz huzursuz eden hem de dinlemeye devam ederseniz kapatmanızı engelleyen bir havası olduğu. Girişteki kısmı dinlerken üstü kapalı upuzun bir kaydırağın içinde döne savrula aşağı düşüyorum hissi oluşturan müzik, 36. saniyede bir açılma hissi verip başka bir silindir kaydırağa düşürüveriyor insanı. Sanki ışık vurmuş, renk açılmış, dışarı çıkacağınızı sanmışsınız ama hâlâ kaydırağın içindesiniz. Bu kaydırak betimlemesi size şarkının paldır küldür gittiğini düşündürmesin, oldukça soğukkanlı, hatta biraz da basık diyebiliriz genel moduna.

Grubun bu sene yeni bir albümleri çıktı oradan da Precious Design önerebilirim, The End’e göre daha farklı bir şarkı. The End ile aynı albümden de Tower tavsiye edebileceklerim arasında.

Dumhetens gudinna

Tam vokalin sesine alışmaya çabalarken Eurovision şarkısı tadı veren “Jag är dumhetens gudinna hämndens härskarinna…” sesinin araya girişi şarkıyı oldukça renkli kılan unsurlardan yalnızca biri. Arkada süren ritim, tekinsiz ve çekici; bir de bu müzik, vokalin tabiri caizse göğüs kafesindeki mağaralardan gelen sesiyle birleşince çok gotik bir şarkı izlenimi oluşturuyor insanda. Fakat o Eurovision tadı veren nakarat kısmıyla bu izlenimi epey özgün bir şeye dönüştürmeyi başarmışlar. Eğer tarzlarını severseniz Solens nya namn isimli şarkıları da ikinci durağınız olabilir.

Bonus: Ghost’tan size tanıdık gelebilecek Martin Presner da gruptan. Ayrıca merak edenler için grubun isminin açılımı “Time is divine” olarak geçiyor. Aynı zamanda “Tid”, İsveççe zaman anlamında da kullanılıyormuş.

Amy Rose

Whoopie Cat tam ayarında şarkılar yapmasıyla kalbimi kazanmış bir grup. Amy Rose da kesinlikle ilk sıralarda dinlenilmesi gereken şarkılardan. Tatlı-sert, yoğun ama sakin, bunaltmayan, buruk ama hüzünlü değil, hatta çoğu kez inanılmaz keyifli…

Kendi tanımlarıyla “heavy blues rock” yapan gruba 2017’de ilk denk geldiğimde bu kadar yeni olmalarına oldukça şaşırmıştım (2016’da resmi olarak çıkış yapmışlar). İlk şarkılarından bu yana çalışmalarının hızını hiç kesmeyen Whoopie Cat’in bu sene şubat ayında yayınlanmış yeni bir de klipleri var: Gentle Goodbye.

İnanılmaz bir harmoni yakalamış olduklarını ve kendilerini yenilemeye devam ettikleri sürece ilerleyen dönemde epey ünleneceklerini düşünüyorum. Keyifli dinlemeler.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.