Yada Taşı

Gökyüzü olaylarına hükmedebilen, Türk kültür ve mitinin bir parçası haline gelmiş ve bazı rivayetlere göre bir kartal, ayı veya kurt midesinde bulunabilecek çok güçlü bir taş Yada…

Kimilerimize ismi oldukça tanıdık gelebilir, bir ihtimal Gülten Dayıoğlu’nun Yada’nın Gizilgücü isimli romanıyla çocukken tanıştıysanız veya Türk mitolojisine ve şamanizme ilgiliyseniz gözden kaçırılmayacak bir unsur.

“Türk kavimlerinde çok eski devirlerden beri yaygın bir inanca göre, büyük Türk Tanrısı Türkler’in ceddi âlâsına yada (yâhut cada, yat) denilen bir sihirli taş armağan etmiştir ki bununla istediği zaman yağmur, kar, dolu yağdırır, fırtına çıkarırdı. Bu taş her devirde Türk kamlarının ve büyük Türk komutanlarının ellerinde bulunmaktadır” (İnan, 2006: 160). Yani kişi, bu taş vasıtasıyla yağmur, kar, dolu yağdırabilir, rüzgara söz geçirebilirdi.

Yağmur taşını, yat diye isimlendiren Kaşgarlı Mahmud, “Bir türlü kamlık (kahinliktir). Belli başlı taşlarla (yada taşı ile) yapılır. Böylelikle yağmur ve kar yağdırılır; rüzgar estirilir. Bu, Türkler arasında tanınmış bir şeydir. Ben bunu Yağma ülkesinde gözümle gördüm. Orada bir yangın olmuştu, mevsim yaz idi; bu suretle kar yağdırılırdı ve Ulu Tanrı’nın izniyle yangın söndürüldü” demiştir.

İki alıntıda da kamlık/kam şeklinde geçen sözlerden anlaşıldığı üzere taşın güçleri özeldir ve belirli kişiler tarafından kullanılabilir. Yanlış kullanımının getirdiği yıkıma dair öyküler de bulunur, taş yağmur yağdırmak için kullanılmış; fakat yağmuru durduramayan halk, taşın bilinçsiz kullanılmaması gerektiğine dair dersini almıştır.

Aynı zamanda Yada, canlı bir taştır. Kendine özgü ısısı, yaşamı, şekli ve sesi vardır hatta zaman zaman canlılığını yitirdiği ve işlevlerini kaybettiği söylenir. Böyle durumlarda kam denen kişilerin canlı bir kuşun karnını deşerek taşı oraya yerleştirmesi gerekliydi. Taş orada tekrar can bulur, işlevini geri kazanırdı.

Yada’nın Ötesi

Mitolojinin en güçlü özelliklerinden biri gerçekle bağını koparmadan bizi soktuğu büyülü ve mistik dünyadır. Savaşan, hükmeden, at üstünde gün deviren, göklerdeki büyük ve tekil tanrıya inanan bir ulusta bu taşı kullanma yetisiyle doğmuş biri olduğumuzu hayal edelim. Gök kutsal, göklerdeki tanrı sonsuz ve siz yaz kuraklığına bulutu ve rüzgarı çağırabilen, şimdi unutulmuş sözcüklerle bir taşın zamanla katmanlanmış kudretini gözler önüne serebilen kişisiniz. Epik ve destansı duygular, doğaya duyulan ve duyulması gereken saygı, dengenin önemi (bu ritüelleri kışın yapmak doğru bulunmazmış ve dengeye çok önem verilirmiş) tüm bunlar bir taşa yüklenen öykülerle nesillerce yaşamış. Mitolojiler ve hikaye anlatıcılığı tam da bu yüzden kutsaldır, yaşamsal enerjiyi aktarır, dönüştürür ve içlerine ders eklerler. Yaşamın kendisine göbekten bağlı ama hayal gücünün sınırlarını zorlayan metinler, sadece çağa ve çağın getirdiklerine değil insanın ve doğanın özüne odaklanan anlatılar daima ölümsüz kalır.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.