Edebiyat, Popüler Kültür ve Düş Kurmak

Son dönemde teknolojinin gelişimiyle birlikte yalnızca bilgiye değil çeşitli ünvanlara da ulaşım kolaylaştı. Bunlardan en yaygını ne yazık ki (gözüme çarpan kadarıyla) sanatçı veya yazar kimliği.

Ben de yaparım” edebiyatı

Her konuda istediğimiz an hap haline getirilmiş bilgilerle donanarak fikir sahibi olabiliyor, daha da korkuncu bu sahip olunan fikirlerle tartışmaya girmekten bir an bile çekinmiyoruz. Bir sonraki adımda da kendimizce galip geldiğimiz bu münazara mutasyonu tartışmalardan kalan bilgilerimizi başkalarına sosyal medya aracılığıyla sunuyoruz. Bir süre de bu şekilde ilerledikten sonra sıra kitap çıkarmaya geliyor elbette. Bu süreçte kitap ne, ben kimim, edebiyat ne (bu epey ucu açık bir soru tabi), bunu anlattım ama bunun etkisi ne olur, ben şu an ne diyorum, benim dışımdaki dünya nasıl bir dünya, evrensel olan nedir, kült olan nedir vs. sorular asla zihinde sağlıklı düşünsel süreçlere konu olamıyor.

Çağın popüler istekleri doğrultusunda, maddi kaygılar önde tutularak, isim yapmak için, “Bakın ben bunu da yaptım!” demek için yazılmış metinler havada uçuşuyor. Bir de bunların yanında çırak olma ruhunu asla ruhunda taşımamış insanlar sağlam bir okuma geçmişleri olmamasına rağmen “wattpad edebiyatı” diye tabir ettiğimiz eserler ortaya koyuyor (iyi bir okuma geçmişi olmayan kişinin nitelikli eser ortaya koyamayacağında hemfikir olunduğunu düşünüyorum bunu yazarken).

Hepsinin üzerinde biraz işlevsel olduğunu düşündüğüm başka bir eser tiplemesi daha var (“I’m not gonna name names :)”). Bu tip eserler yazar öldükten en fazla beş on sene sonrasına dek ünlerini korur ve çağımızın odak süresi kısa, uzun cümleler ve betimlemelerden hemencecik yorulan insanına çok başarılı bir şekilde hitap eder. Sigara, argo, yeraltı edebiyatının bir gölgesi, bazen polisiye ve gizem bazen dizilerde karşımıza çıkabilen entrikalar, klişe diyaloglar ve klişe bir anlatım gırla gider. Bu klişelerden bazıları öyle zekice denk getirilir ki ağızdan ağıza dolaşır ve dünya edebiyatının özgün, kült eserlerine henüz kucak açmamış bireyleri derinden etkiler.

Kitap ırkçılığı yapmak

Bu kadar tespit ve yakınma üzerine elbette kendimce yapılmasını gerekli bulduğum şeyler var. İlk etapta okunan kitabın sayısı değil kalitesi önemsenmeli. Okumaya alışık olmayan, kitap sevmeyen birine veya bir çocuğa gidip ilk denemesinde Proust okutmaya çalışın demek değil tabi ki bu. Her yaş ve her seviyede kendi türünde nispeten kolay okunabilir kitaplar mevcut. Üstelik sanat veya edebiyatın kimseye kolay olmak gibi bir borcu da yok. Nihayetinde sanatı kişilerin seviyesine indirgemek değil kişilerin anlayışını sanatı sağlıklı biçimde eleştirecek kadar yukarı çekmek doğru olan gibi görünüyor. Demem o ki kitap ırkçılığı yapın! “Ne var canım wattpad edebiyatı okuduysa, okusun yeter ki” demeyin. Bir kitabı anlayamamak, sıkılmak, bunalmak birer işarettir. Kişinin kendi zevklerini ve eksiklerini tanıması yolunda önemlidir. Eğer kişi Dostoyevski okuduysa ve sıkıldıysa bu durum bazı sorular sordurmalıdır. Bu yazar kimdir, hangi dönemde hangi koşullarda yaşamıştır, beni neden sıktı veya neden anlam veremedim, dünyaya bakışımız ne yönden farklı, nasıl yazsa daha güzel olabilirdi, onunla aynı dönem ve milletten gelen kült isimlerin üslubu nasıl, aralarında ne gibi farklar var, onlar da sıkıcı olacak mı…

Çok fazla kazanım söz konusu. Tüm bu sorular aslında sevmediğiniz bir kitaptan karşınıza çıkıyor ve sizi zenginleştiriyor. Üstüne üstlük kurgu nasıl olsa daha çok severdim, üslup nasıl olsa beni çekerdi gibi sorular kişiyi düş kurmaya da iten şeyler. Günümüzde özellikle çocukların en çok yitirdiği de bu, düş kurmak.

Bahsettiğim düş kavramı bireysel geleceğimizle ilgili olan hayalleri içermiyor. İş, aile, gelecek, para, arkadaş gibi unsurlarla ilgisi yok. Bu düş kurma eylemi masallar ve mitlerdeki gibi bir ağacın veya bir kuşun öyküsünü merak etmek, ona bir kurgu uydurmak veya çağrışımlara izin verip komik ya da alakasız görünen şeyleri (örneğin mor çimenleri yiyen yeşil lamaları) hayal etmekle ilgili. Çocuksu hayal bilinci, ruhu besleyen en önemli unsurlardan biri. Günümüzde oynanan çoğu oyun hayalden uzak ve ekipmanlara bağlı, bu da düş kurma içgüdümüzü ta yaşamın en başından çekip alan bir durum.

Bize düşen, lezzetli ve iyi yetişmiş bir meyveyi dalından kopartır gibi olgun ve evrensel olanı bulmak, okunanı özümseyip işlemek. Daima düş kurmak ve yüzyıllarla değişen şeylerin tekinsiz ve çekici rüzgarında dengeyi bulmak.

Schopenhauer ile son söz

İzin verin size edebiyatçılar, emektar kalem erbabları ve ucuz velud yazarlar tarafından kullanılan kurnazca, ama melunca, bir o kadar da karlı ve başarılı olduğu söylenebilecek bir oyundan söz edeyim. Bunlar büyük bir başarıyla dönemin zevki selimi ve hakiki kültürü üzerinde oynayarak zariflerin zürefanın yularını ele geçirmeyi başarmışlardır. Böylelikle hepsi bir tempo okumaya alıştırılmışlardır; bir başka söyleyişle, dolanıp durdukları kibar çevrelerde sohbet konusu yapacak malzeme bulabilmek için hep aynı şeyi, yani en yeni ve en son çıkan kitapları okumaya şartlandırılmışlardır. Kötü romanların, ve Spindler, Bulwer, Eugene Sue gibi bir zamanlar meşhur olan yazarların kaleminden çıkma benzer ürünlerin hizmet ettiği gaye budur. Fakat sadece para için yazan ve bu yüzden sayıları asla azalmayan bilakis biteviye çoğalan fevkalade sıradan ve bayağı kimselerin en son eserlerini takip etmeyi büyük maharet addeden ya da buna kendini zorunlu hisseden bu tür bir okur kamuoyunun talihinden daha hazini nedir bilen var mı? Ve bu yüzden bütün çağların ve ülkelerin az sayıdaki en büyük, en seçkin kafalarının eserlerini sadece isimleriyle bilir onlar.

Edebi yahut sanatsal mecmualar (günlük matbuat) da, bayağı kimselerin günlük bilgi kırıntılarını bastıkları için, okuyan kitlelerin, eğer elde edilmek istenen şey kültür ise, münhasıran hakiki edebiyat eserlerine tahsis edilmesi gereken zamanını çalmanın emsalsiz derecede kurnazca tasarlanmış birer aracıdan başka bir şey değildir. İnsanlar bütün zamanların en iyisi olanı okumak yerine hep en iyinin peşine düştüklerinden yazarlar kendi dönemlerinde şöyle veya böyle egemen olan fikirlerin dar alanına sıkışıp kalırlar; ve bu yüzden kendi bataklığı içinde biteviye çırpınıp durur.

Dolayısıyla okumak söz konusu olduğunda geri durabilmek (nerede duracağını bilmek) çok önemli bir şeydir. Geri durulacak yeri kestirmedeki maharetin esası, zaman zaman neredeyse salgın halinde yaygın olarak okunan herhangi bir kitabı, sırf bu yüzden okumaktan ısrarla uzak durmaktır denebilir, sözgelimi sebepsiz gürültü şamata koparan, hatta yayın hayatına çıktıklarının ilk ve son yılında birkaç baskıya ulaşabilen, sonra da unutulup giden siyasi veya dini risaleler, romanlar, şiirler ve benzeri böyledir. Ama şunu hatırdan çıkarmayın, ahmaklar için yazanlar her zaman karşılarında geniş bir dinleyici kitlesi bulurlar; okuma zamanınızı sınırlamaya dikkat edin ve okumak için ayırdığınız zamanı da münhasıran bütün zamanların ve ülkelerin büyük kafalarının eserlerine tahsis edin, onlar insanlığın geri kalanını yukarıdan seyrederler, şöhretleri onları zaten bu hüviyetiyle tanıtır. Okunması halinde sadece bunlar gerçekten bir şeyler öğretir ve insanı eğitir.

Hiçbir zaman kötü kitaplar çok az ya da iyi kitaplar çok fazla okunmaz: kötü kitaplar zihin için zehir mesabesindedir, aklı harap ederler.

İyi olanı okumak için kötü olanı hiçbir zaman okumamayı insan kendisine düstur edinmeli: Çünkü hayat kısa ve hem zaman hem dinçlik insan için sınırlı.

Arthur Schopenhauer
Okumak, Yazmak, ve Yaşamak Üzerine
Say Yayınları, Çeviri: Ahmet Aydoğan

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.