Sticky post

Bir Romanın Getirdikleri

“Adana dönüp de ne ihtiyarın ne de kızın yerinde olmadığını görsen ne hissederdin, bir düşün bakalım. Gizemli eğlence yok, oyunlar yok. Bütün o mekân sonsuza dek kilitlenmiş. Bitti bitti bitti.” John Fowles, Büyücü kitabından oldukça sıradan görünen bir alıntıyla geldim bugün. Notu bırakan karakter Alison, ana karakterin gözünden defalarca basitlik, yavanlık, saf ve şiirsel dokunuştan, zarafetten uzak oluş ve kabalık ile yansıtılmış olmasına rağmen aralarında … Continue reading Bir Romanın Getirdikleri

Sticky post

Biçim Değiştirenlik, “Shapeshifter” Kavramı ve İzlenimler

Biçim değiştirenlik veya “shapeshifter” olma durumu birçok kişi için filmler, kitaplar veya mitler dolayısıyla yabancı değil. Fakat bize sunulan kurguların ötesinde düşünülebilecek, hayali kurulabilecek pek çok şey olduğu kanısındayım. Örneğin ellerinize bakın, beş ayrı işlev, ölçü ve hassasiyete sahip parmak, iri ve cömert el ayası, sınırları ip örgülerle belirlenmiş gibi duran boğumlar… Elinizi yüzünüze götürün, tenin teni hissetmesi, aynı anda hem el hem yüz hissediyor; birbirinden ayrı ama birleşen duyumlar. İnsan etinin pürüzlü, sıcak ve canlı dokusu. Her şey, hissedilen her duyum, insan türünün temel farkındalıkları ve bunların kişiden kişiye renklenen versiyonları.

Peki ya gerçek bir biçim değiştiren insan formundan bir yılan formuna geçiş yapsaydı?

Şimdi az önce hissettiğiniz elleriniz yok ve muhtemelen duyumsayacağınız şey bir uzvun eksikliği olmayacak çünkü bir yılan asla ellerini tanımamıştır. Şimdi, sert ve kaygan derinizin ipliklerle ayrılmış boğumları değil ışıkla renkleri alevlenen pulları var ve vücudunuz koca bir kastan ibaret. Sorun burada kendini gösteriyor, ellerinin varlığını bilen bir biçim değiştiren bilincini bedenlerinden bağımsız olarak koruyabiliyorsa bir yılan olmak işkenceye dönüşebilir. Eğer bilinç de biçim değiştirebiliyorsa kişi düşünceleri ve amaçlarından kopup girdiği bedende hapsolabilir. Doğanın cetvelsiz ve ezbersiz orta yollarından birine sahip olunmalı ki biçim değiştiren için her beden bilincini taşıyabilsin. Bu da hayali sıradışı ve ilgi çekici kılan yönlerden biri, yani bu öyle bir varlık ki bilinci bir veya birkaç bedenin algısal tanımlarına bağımlı değil. Hepsini görebilir, erişebilir ve hepsine eş mesafede durabilir.

Tüm bunları hayal ederken insan bilinci ve bedeniyle düşündüğüm ilk şey, biçim değiştiren olmanın “both blessing and a curse” oluşu*. Bedenler ve zihinler arası sonsuzluk ve özgürlük var ama duygulara ve algılara bir an bile olsun kaptırmamak, daima ortada durmak, hissedilenleri hiçbir zaman tam anlamıyla benimsememek gerekiyor. Yani her beden ve her bilince sahipsiniz ama aslında hiçbirine ait değilsiniz. Size ait bir şeye takılı kalmak sizi tek bir bedende takılı kalmaya zorlayacak ve içgüdülerinizin tersine hareket etmek ne insan formunda ne hayvan formundayken kolay bir mesele olacak.

*Hem kutsanmışlık hem de bir lanet

Biçim değiştirenlik kavramını mitolojik ve fantastik yanından biraz sıyırıp günlük yaşama imgesel olarak çekmek gerekirse konuşulabilecek yüzlerce konu var. Bunlardan biri, bir yazarın ya da bir müzisyenin de sanatında biçim değiştirenliği kullanabilecek olması. Bu, basitçe karakterin ruhuna girmek veya müzikle bütünleşmek gibi anlatılamayacak denli karışık bir durum. Bazı santçıların bilincinde gerçek bir saydamlık olduğunu ve yaşadıklarını, gördüklerini bir biçim değiştiren nasıl ruhtan ruha sıçrıyorsa benzer şekilde görüp geçirdiklerini düşünüyorum. Fakat farklı olarak, fantastik birer yaratık olmadıkları için olaylar ve kişiler onların ruhlarında hep bir iz, bir desen bırakarak ayrılıyor. Bu da elbette spesifik üsluplar geliştirmelerinde veya belirli konulara eğilmelerinde etken olabilir.

Evrenin her köşesinde, saklı olmayan ancak bizim kendi duyularımızla sezemediğimiz tüm varlıkları sezmek için biçim değiştiren olabilme hayali olağanüstü. Bizler, istesek de bir gaz ve toz bulutuna dönüşerek yıldızların dağınık yoğunluğunun bilincinden yeryüzünü göremeyeceğiz veya zamanı bir dağın benliğinden ölçemeyeceğiz. Ama bilinmezlik, algılarımızın ve okulda öğrendiğimiz tanımların sınırlarına sıkışmaktan kat kat heyecanlı ve mutluluk verici. Hayalin sınırlarını bize bırakan bir konu biçim değiştirenlik, yıllardır yazdığım her öyküde bir şekilde karşıma çıkan ve oynamaktan keyif aldığım huzursuz bir oyun. Umarım insanlar kendi gerçekliklerinden anlık da olsa kopabildikleri zamanlarda benzer oyunları oynamaya girişir.

Continue reading “Biçim Değiştirenlik, “Shapeshifter” Kavramı ve İzlenimler”
Sticky post

Takımyıldız Öyküleri II

Orion Orion: şarkılara, mitlere konu olmuş “Avcı” olarak da bilinen bir takımyıldız… Efsanelerde Orion’un annesiyle babası hakkında farklı gerçeklikler yaratılmış. Bunlardan birinde Hyrieus isimli bir çobanın oğlu olarak karşımıza çıkıyor Orion. Bir zamanlar Zeus, Hermes ve Poseidon bu çobanın evine uğrarlar, Hyrieus misafirlerinin tanrı olduğunu ayrımsamaz ancak oldukça cömert davranır. Hatta sahip olduğu tek öküzü misafirleri için keser. Tanrılar da çobanın cömertliğini ödüllendirmek için ona … Continue reading Takımyıldız Öyküleri II